İnsanlık iflasta...
Mehmet İstemihan

İnsanlık iflasta...

Gün geçtikçe yoksullaşan dünyamı, yoksa iflas eden vicdanlarımız mı? Her geçen gün büyüyen gelişen dünyada neyi kaybettik ki insanlık bu kadar küçülüyor ve kan kaybediyor? 
Ben duygusunun hâkimiyet sürdüğü yerde insanlık çoktan yok edilmiştir. Bencillik virüsünün topluma yayılmasıyla çaresi olmayan bir hastalık gibi her gün milyonlarca vicdan körelmektedir. 
Nerdeyse her gün bir yoksulluk dramını izlediğimiz televizyon ekranlarında yoksul olan insan değil yoksullaşan insanlıktır. Fakirin çocuğuna götüremediği sütü, eğer zengin köpeğine içirebiliyorsa aç kalan küçük bir beden değil, küçülen vicdandır. Her geçen gün bilinçli olarak erozyona uğratılan kültürümüz, maalesef çorak bir toplumu ortaya çıkarmaktadır. Yardımlaşma, merhamet kardeşlik gibi köklerin toplumdan sökülme çalışması neticesinde her gün biraz daha birbirimizden uzaklaştırılıyoruz. 
Lüks hayatın hengâmesinde kaybolan onlarca insan, israf batağına gömülüp yok olmaya mahkûm hale gelmişlerdir. 
Mahalle aralarında gezerken hepimizin denk geldiği acı tablo kuşkusuz çöplere atılan onlarca poşet ekmek, bu tablo kanaatimce aç gözlülüğümüzden kaynaklanıyor. Biri bize her gün eve aldığımız ekmeklerden bir tanesini ihtiyacı olan komşulardan birine vermemizi söylese garip karşılarız herhalde. 
Oysa her gün onlarca ekmek çöpe gidiyor.  İsrafın olduğu toplumlar hiçbir zaman Muvaffak olamamışlardır. Atalarımız yüzyıllarca yardımlaşma paylaşma ve kardeşliğin abidesi olmuşlardır. 
Çok uzağa gitmeye gerek yok aslında. 
Dönüp arkamıza baktığımız zaman ecdat Devleti âliye ( Osmanlı Devleti) bu işi o kadar güzel yapmış ki gerek sadaka kutuları ile gerek kurulan vakıflarla toplumun kanayan bu yarasına çok güzel bir merhem olmuştur. Sadaka kutuları Osmanlı devletinde önemli bir gelenek haline gelmişti. İnsanlar sadakalarını bu taşlardan yapılan kutulara koyarlardı, ihtiyacı olan kişiler ise bu sadaka kutularını açıp sadece ihtiyacı kadar olan kısmını alırlardı.  Bunu bugün uygulamaya kalkışırsak öbür günün ilk sabahında sadakayla beraber taşı da koyduğunuz yerden bulamazsınız. 
Üniversite yıllarımda Osmanlı kültür tarihi dersinde Osmanlı vakıf sistemi konusunu ele alırken çok güzel bir vakıf adı dikkatimi cezp etmişti; 'Müslümanları Dilendirmez Vakfı' ilk duyduğumda biraz şaşırmadım desem doğru olmaz gerçekten vakfın ismi bile her şeyi özetliyor. 
Müslüman kardeşini dilendiremezdi tabii ki ama burada bir parantez açmak istiyorum ihtiyacı olan kardeşini, ne yazık ki günümüzde dilenmeyi kolay yoldan para kazanmak için bir meslek olarak seçen insanlığın yüz karaları var. 
Ne oldu bize? 
Bütün âlem imrenirken kardeşliğimize. 
Neden bu kadar ayrı düştü İslam âlemi, neleri unuttuk, neleri terk ettik. 
Oysa ne demişti iki cihan güneşi âlemlerin efendisi Hz Muhammed Mustafa "komşusu aç iken tok yatan bizden yatan değildir" neydi bizi bizden alan, dünyanın şatafatına mı kandık, ebediyeti unutup keyfiyete mi daldık. Sizce de artık öze dönüş vakti değimlidir.  Beraber tekrar ayağa kalkma vakti değil midir? Unutulan kardeşliğimizi iliklerimize kadar yaşayıp üzerimizdeki kara bulutları yok etme vakti değil midir? Kardeşimizin derdiyle dertlenme, sevinciyle gülme vaktidir. Bizi parça parça eden şer odaklarının oyununu bozma vaktidir. 
İnsanın maddiyatla ölçüldüğü bir dünyayı değil, insanlığıyla tanındığı bir âlemi tekrar inşa etme zamanıdır. 
Zenginliği parada pulda değil yürekte bilen yüzyıllar önce yaşayan öze dönüş vaktidir. 
Artık insanlığın seher vaktidir. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bursa Escort - Mersin Escort